Azınlık Vakıflarının Mal Edinme Rejimi
Nam-ı müstear kayıtlardan 1936 Beyannamesine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1974 tarihli içtihadına kadar azınlık vakıflarının taşınmaz edinme rejiminin tarihsel gelişimi.
Ülkemizde “azınlık vakfı” ibaresinin temelinde Lozan Antlaşması ile yapılmış azınlık tanımı yer almaktadır. Antlaşma çerçevesinde azınlık olarak tanımlanan kesimler, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan gayrimüslimlerdir. Keza Antlaşma uyarınca gayrimüslim azınlıklar, tüm vatandaşların istifade ettiği siyasal ve medeni haklardan istifade edebilmektedir. Bu çerçevede azınlığa mensup gerçek kişilerin mülk edinmesinde bir sorun bulunmamasına rağmen, uygulamada azınlık vakıflarının gayrimenkul edinmesinde ciddi sorunlar yaşandığı görülmüştür.
Cumhuriyet Öncesi Dönem
Cumhuriyet öncesi dönemde azınlıklar muayyen bir statüye sahipti. Padişah fermanları temelinde, ibadethanelerin bakımı ve muhafazası ile dinî mekteplerin yaşatılması amacıyla kurulmuş vakıflar bulunmaktaydı. Ancak bu vakıfların tüzel kişilik kazanmaları 1912 yılı sonrasında gerçekleşmiştir. Tüzel kişiliğin teşekkül etmediği dönemde vakıf mülkleri, “nam-ı müstear” olarak ifade olunan gerçek kişiler veya “nam-ı mevhum” olarak ifade olunan, artık mevcut olmayan tarihsel ve dinsel şahsiyetler adına kaydediliyordu. Bir vakfın Hazreti Meryem adına kayıtlı görülmesi, ancak hakikatte bir kiliseye ait olması bu türden bir uygulamadır.
1912 yılında çıkarılan Eşhâs-ı Hükmiyenin Emvâl-i Gayrimenkuleye Tasarrufu Hakkında Kanun ile vakıflar tüzel kişilik kazanmıştır. Kanunun geçici hükmü uyarınca nam-ı müstear ile tasarruf olunan taşınmazlar için belirli bir süre içinde başvurulması hâlinde kurumlar adına tescil yapılacak; bu süre içinde başvurulmayan yerler hakkında ise sonradan iddia dinlenmeyecekti. Bu sürenin hak düşürücü niteliği, uygulamada önemli kayıplara yol açmıştır.
2762 Sayılı Vakıflar Kanunu ve 1936 Beyannamesi
Cumhuriyet döneminde bu alanda düzenleyici temel yasa, 1935 tarihli 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’dur. İşbu Kanun, azınlık vakıflarının gayrimenkul edinmelerini yasaklayan bir hüküm ihtiva etmediği gibi, 44. maddesi ile vakıfların tasarrufunda bulunan gayrimenkullerin bu vakıflar adına tesciline hükmetmiştir. Kanunun geçici 1. maddesi uyarınca mütevelliler, idare ettikleri vakıfların mahiyetini ve mal varlığını gösteren beyannameler vermekle mükellef kılınmıştır. Tatbikatta “1936 Beyannamesi” olarak anılan bu beyanlar, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak kabul edilmiştir.
1974 Yılındaki İçtihat Değişikliği
Yargıtay ve Danıştay, 1974 yılına kadar azınlık vakıflarının gayrimenkul edinebileceği yönünde içtihat oluşturmuştu. Ne var ki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1971/2-820 E., 1974/505 K. sayılı ve 08.05.1974 tarihli kararı bir dönüm noktası olmuştur. Kararda, vakfın vakıfnamesinde mal edinme için açıklık bulunmayan hâllerde vakıf tüzel kişiliğinin mal edinemeyeceği, 1936 Beyannamesinde bağış kabul edeceği yolunda açıklık olmayan azınlık vakıflarının doğrudan veya vasiyet yoluyla taşınmaz iktisap edemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu içtihat sonrasında, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Hazine tarafından 1936 Beyannamesinde açıklık bulunmayan vakıfların edindiği taşınmazların tapularının iptali için davalar açılmıştır. Kanunda bir sınırlama bulunmamasına karşın, 1936 ile 1974 yılları arasında bağış, vasiyet ve satın alma yoluyla iktisap edilen pek çok taşınmazın mülkiyeti vakıflardan alınmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular
Azınlık vakfı kavramının dayanağı nedir?
Lozan Antlaşması ile yapılan azınlık tanımı esas alınmakta olup bu kapsamda Rum, Ermeni ve Musevi cemaatlerine ait vakıflar azınlık vakıfları olarak anılmaktadır.
Nam-ı müstear kayıt ne demektir?
Vakıfların tüzel kişilik kazanmadığı dönemde vakıf mülklerinin gerçek kişiler veya nam-ı mevhum denilen tarihsel ve dinsel şahsiyetler adına kaydedilmesidir.
1936 Beyannamesi nedir?
2762 sayılı Vakıflar Kanunu uyarınca vakıfların mal varlıklarını bildirdikleri beyannameler olup Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak kabul edilmiştir.
1974 tarihli Yargıtay kararının etkisi nedir?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1971/2-820 E., 1974/505 K. sayılı kararı, 1936 Beyannamesinde açıklık bulunmayan azınlık vakıflarının yeni taşınmaz edinemeyeceğini kabul etmiş ve bu tarihten sonra edinilen pek çok taşınmazın tapusu iptal edilmiştir.
2762 sayılı Kanun azınlık vakıflarının mal edinmesini yasaklıyor muydu?
Hayır. Kanun böyle bir yasak öngörmemekte, aksine tasarrufta bulunulan taşınmazların vakıflar adına tescilini düzenlemekteydi.
Vakfınızın Taşınmazlarıyla İlgili Bir Hukuki Sorun mu Var?
Azınlık vakıflarının mülkiyet uyuşmazlıkları tarihî kayıtların ve özel mevzuatın birlikte tetkikini gerektirir; vakfınızın kayıtlarını ve haklarını birlikte değerlendirelim.